29 Mayıs 2011 Pazar

Kilikyada Ermeni İzleri


(Van Denizi'nin ortasındaki Ahtamar Kilisesi ve Vanlı Nouneh Sarkissian)


İçinde bizlerden de birşeyler bulunduran bir haber..


ONLAR GİTTİ, BİZ EKSİK KALDIK...

İki haftalık otobüs turu Adana Kozan’dan başlamıştı. 1909’da Ermenilere dönük ilk kitlesel kıyımların yapıldığı bu eski Kilikya kasabasında otobüsten inmek için bir neden bulamadık maalesef. Kozan’da ‘geçmişin izleri’ öylesine net kazınmıştı ki Adana yolundaki tarihi Ermeni kalesine nasıl çıkıldığını öğrenmemiz bile zaman aldı. Adana’da Çukurova Genç İşadamları Derneği ile toplantıya bu ilk hayal kırıklığıyla gittik ve orada da bizi çok parlak olmayan bir manzara bekliyordu. Adanalı işadamları önce görüşmenin kaydedilmesini istemediler. Nedenini kendileri de tam olarak bilemiyordu. Sonra bir siyasi terennümü tekrarladılar: Olayları tarihe bırakalım, biz ticaret yapalım… Peki… “Sınır protokolleri neden askıya alındı” diye sordu Boris Navasardian. “Büyüklerimizin bir bildiği vardır” mealinde bir yanıt aldık. Sonra ‘Üyelerinizin Ermenistan’la ticareti var mı’ diye sorduk. “Bilmiyoruz” dediler. Peki... Ticari ilişkinizin olup olmadığını bilmediğiniz başka bir komşu ülke var mı? Bu kaçınılmaz soru rahatsızlık yaratmış olmalı. Tarihe bırakalım denen konuya dalıyoruz maalesef. ‘Sizin 24 Nisanınız var, bizim niye bir anma günümüz yok’ diye soruyorlar… Nereye varmak istedikleri anlaşılmıyor, ama gerginleşiyor sohbet. Sonra neyse ki Başkan Hakan Çelik, ev sahibi olduğunu hatırlıyor da ortamı rahatlatıyor.

Türkiye için kötü bir başlangıç. Ama Diyarbakır’da ümit verici bir atmosfer bekliyor bizi... Belediye Başkanı Osman Baydemir’in odasında, 2 haftalık programın en sıcak, en samimi ve en ümit verici görüşmesini yapıyoruz. Kırmızı karanfillerle karşılıyor Baydemir bizi: “Bu çiçekler, coğrafyamızın alın teri ve sevgisiyle yetiştirildi. Görev süremin en heyecan verici günlerinden birini yaşıyorum. 8 bin yıldır yaşamın kesintiye uğramadığı bu çok dilli, çok kültürlü kentimiz, çok büyük acılar çekerek önemli bazı zenginliklerini, büyük değerlerini kaybetti. Ermeniler büyük acı yaşadı; biz geri kalanlarsa kaybettik. Onlar gittikten sonra biz de barışı bulamadık. Bugünkü nesil geçmişiyle yüzleşmek ve mümkünse telafi etmek istiyor. Bu kent aynı zamanda bir Hıristiyan kentidir, sivil mimarisiyle bir Ermeni kentidir. En büyük hayallerimden biri gerçekleşiyor: Surp Gregos Kilisesi’ni restore ediyoruz. Çan ve ezan sesi yeniden birlikte duyulacak.”
Baydemir’in sözleri bir umut dalgası yayıyor. “Ermeni dostlarımız, belki bir gün geri dönerler, kapılarımız tüm hemşerilerimize sonuna kadar açık” diyor. Benzer bir ilgiyi Sur Belediyesi’nde ve Van’da da göreceğiz. Ama onlarda, ‘artık geriye bir Ermeni kalmamış olması’nın rahatlığı dikkat çekiyor. Sur Belediyesi’nin 2 bin tane bastırdığı Ermenice çocuk kitabı elden ele dolaşıyor. Fakat o kitabı okuyabilecek çocukların sayısı belki 10 bile değil! İnsanlar sormuyor mu bu Ermeniler nereye gitti diye? Soranlara ne diyorsunuz? Başkan Abdullah Demirbaş iyi niyetle yanıtlıyor sorularımızı, ama Ermeniler soyu tükenen bir kültür varlığı gibi anılmak istemiyorlar. Kendilerinin de acılarının da kökleri ‘burada’. Bu acıların anlaşılmasını, bilinmesini istiyorlar. Elbette geleceğe bakmak ve yeniden dostluk, açılmış sınırlar, açığa çıkarılmış kültürel miras önemli. Ama ‘hiçbir şey olmamış’ gibi yapmak doğru değil. Bu trajediyle yüzleşme belki de en çok Türkiye için iyi olacak.


Nouneh Sarkissian’ın ailesi 1915’te Van’dan Erivan’a kaçmış. Otobüste Nouneh’nin önünde oturuyordum. Tatvan’a girdikten hemen sonra başlayan sessiz, içli ağlaması saatlerce sürdü. Eski Van’daki kazı bölgesinde uzun süre gözden kayboldu. Ailesinin yaşadığı ve bugün bir kazı alanı halinde yeniden gün ışığına çıkmayı bekleyen topraklara ayak basıyordu. Urartu Kalesi’nin güneyindeki kazıda bir Ermeni kilisesi dün itibariyle tamamen açığa çıktı. Ancak kazı yapılan alanın karşısındaki eski Ermeni okulu, belki de toprak altında kalmadığı içindir(!), daha şanssız... Üstünde sarı brandadan bir pankart var: As Emlak’tan satılık! Bu emlak işini Erivanlı konuklara açıklamak zorundayız. Nouneh’nin hüznü artıyor. Neyse ki bir gün önce Ahtamar Kilisesi’ni görmüşüz. O bir teselli. Ama daha çok iş var... Bu coğrafyanın kalıcı barışı için daha çok restorasyona ihtiyaç var.

Belki bizim oralarda da bir gün "geçmişin izleri" ortaya çıkar..

Kaynak: Radikal

Altyapı


Geçen yazdığım konuyla ilgili bir haber gözüme çarptı bir sitede burada da paylaşmak istedim..

Adana Demirspor altyapına kayıtlar devam ediyor. Adana Demirspor altyapı sorumlusu Rasin Gürcan altyapıda kayıtlarımız sürüyor. “Altyapımıza rağbet çok, bizlerde altyapıya gelen küçük futbolcular arasında seçmeler yapıp onlarla çalışacağız. Bizlerin gayesi A takıma sporcu yetiştirmek. Umarım yeni gelecek olan Teknik Direktör Altyapıya sıcak bakar. Biz bu yıl altyapı branşların da hep başarıyı yakaladık. U18 de Penaltılarla Galatasaray’a yenilerek Türkiye 4. olduk bu da başarı. Diğer branşlarda hep final oynadık” dedi. Adana Demirspor altyapı sorumlusu Rasin Gürcan, “Mutlaka A takımda altyapıdan gelen 3–4 futbolcu olmalı. Ben Adana Demirspor’a transfer olduğum yıl 4 dış transfer yapıldı. Takımın çoğunluğu Adanalı futbolculardan oluşan bir ekibimiz vardı. Çok iyi mücadele yapıyorduk. Altyapıdan gelen futbolculara A takımında şans verilmeli. Bu gençler şanslarını iyi kullanırlar. Altyapıdan gelen futbolcular A takımın güvencesi olur” dedi..

Kaynak: Spor01

29 Mayıs 1453 !

Letüftehanne’l Kostantıniyyete, ve le ni’mel emrü zâlike’l emr, ve le ni’mel ceyşü zâlike’l ceyş.

Kostantiniye, bir gün fetholunacaktır, Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır.

26 Mayıs 2011 Perşembe

Ooooo Yeşil !

Beşiktaş Çarşı'nın beyin takımının düşünüp, faaliyete geçirmeye çalıştığı bir proje için start verilmiş. Benim çok hoşuma gitti. Fikrim Çarşı ile aynı doğrultudadır. Umarım istenilen bu proje hayata geçer ve Binaların o can alıcı salyalarından bir nebze olsun kurtulan olur. Buyrun Çarşı ile beraber Ooooo 1 2 3 Yeşil....

“Yüzyılın Derbisi!
Saha: Ali Sami Yen

Hakem: Devlet

...Şişli Ölmesin !

Bir: Yükselen binalar ve residencelar yüzünden hava sirkülasyonu sıfır olan, cehennem sıcaklığında, kirli gazların solunduğu, binaların gölgesinde, güneşin yüzünü dahi göremeyen ilçe sakinleri için, kurtarıcı bir “AKCİĞER” olacağıdır.

İki: Binaların % 70’ inin yıkılacağı söylenen; beklenen İstanbul depreminde, bir karış dahi, boş alanı olmayan ilçede insanların güvenle sığınabilecekleri; ilkyardım çadırlarının kurulacağı; arama – kurtarma ekiplerinin koordine olacağı bu bölge “ OLAĞANÜSTÜ DURUM TOPLANMA MERKEZİ ’’olması açısından çok çok önem taşımaktadır.

Üç :Şişli İlçesinde bir karış yeşil alan kalmamıştır.Çocuklarımızı sanal dünyadan kopartacak, doğa ve güneşle buluşturarak,sosyalleşecekleri, çocuk bayramlarında gösteriler yapabilecekleri,engelli kardeşlerimizin stres atabilecekleri, yaşlılarımızın soluklanacağı,sohbet edecekleri, Şişli İlçesi sakinlerinin yürüyüş, spor yapabilecekleri, bisiklete binebilecekleri,evcil hayvanları ile gezebilecekleri, sosyal aktivitelerin, konserlerin, açık hava etkinliklerinin yapılabileceği bir parka ihtiyaç vardır.
(ki Ali Sami Yen Stadı varken, Şişli’liler sabahları burada spor, koşu ve yürüyüş yapar,çocuk bayramlarında gösteriler olurdu.)

Dolayısı ile, ŞİŞLİ ALİ SAMİ YEN DOĞAL PARK’ nın yapılması, Şişli İlçesi ve çevresinde yaşayanların, psikolojileri, sağlıkları ve sosyalleşmeleri açısından önem taşımaktadır.
Yukarıdaki sebepleri çoğaltmak mümkün; bu sebepten Ali Sami Yen ve Likör Fabrikası arazisindeki yapılaşmaya kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Bu Vatanın evlatları olarak, doğaya ait olması gereken alanlara, gelecek nesiller adına sahip çıkacağız. Yatırım odaklı politikaların, günümüzde artık prim yapmadığı,bütün dünyanın yaptığı gibi doğaya sahip çıkmak, betonlaşmaya daha fazla müsaade etmemek, İNSANLIK GÖREVİMİZDİR.

Ali Sami Yen ve Likör Fabrikası’ nın altının otopark, üstünün doğal park haline getirilmesi için yapacağımız mücadeleye, 29 Mayıs 2011 pazar sabahı saat 11’de ŞİŞLİ MEYDANI , ŞİŞLİ CAMİİ ÖNÜ’ nde toplanıp ALİ SAMİ YEN’e kadar yürüyerek, start vereceğiz. ‘

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Transfer Politikası Üstüne

Bir sezon daha umutlandık ve yine umutlanmamızla kaldık. Ama ne yalan söyleyeyim malatya maçındaki sevinç yetti bana. Sezon bitti. Şimdi yine Demirspor klasikleri dizisi başladı. İlki kongre.. Kongrede neler olacak bilmiyoruz en azından ben bilmiyorum her kafadan bir ses çıkmakta birileri güven oyu için diyor birileri daha güçlü bir yönetim kadrosu için diyor birileri ise ne olacağı belli değil diyor. Kongremiz 6 Haziranda o gün bu soruların cevabı belli olacak. Kongreden sonra transferlere geçilir. Ali Güneş kaldı mı gitti mi ne yaptı belli değil. Resmi birşey yok ortada. Zaten ortada açıklama yapma gereği duyan kimsede yok. En son duyduğumuz kadarıyla başkan Tuncel Antalyada tatildeymiş çok yorulmuş. Sürekli maç öncesi ve maç sonrası konuşan Kandemirde yok ortada. Velhasıl şuana kadar herkes kayıp..

Transferlere gelince inşallah yine sil baştan bir kadro yapılmaz. Bu sezon 50 küsür futbolcu geldi gitti elimize ne geçti koca bir hiç. Bu kadar saçma bir şey olur mu nerde görülmüş başarı hedefleyen bir takıma bu kadar topçunun gelip gittiği hee şu da bir gerçek bazı kişiler bu olaydan ceplerinin sağlam doldurdu. Geçen bir sitede 7-8 yıl öncesine ait renktaşlarımın yorumlarını okudum yorumların yüzde 80 ninin ana düşüncesi gençlerdi. Genç takımlarımızdaki oyuncuların A Takıma monte edilmelerini istiyorlardı çözümü orda görüyorlardı. Aradan 7-8 yıl geçti hala bu düşünceyi dile getiren bir sürü taraftarımız var keza bende. Yav arkadaş o kadar yıl içinde bir takımda bu konu hakkında hiç mi ilerleme olmaz hep mi yerinde sayar! O gençlerle başarı gelmese bile hiç yoktan bizim çocuklarımızdı deyip otururuz yerimize. Bence takıma bir kota uygulaması getirilmeli en az 10 genç futbolcumuz A Takım kadrosuna alınmalı. Bakın Sakaryanın bu yıl play off u kazanan takımının kadrosuna ne kadar çok genç ve kendi öz evlatları var;

TD ŞABAN YILDIRIM 1970 SAKARYA

BATUHAN MATUR 1991 SAKARYA
BERAT ÇETİNKAYA 1991 SAKARYA
BERAT ALİ GENÇ 1993 SAKARYA
BÜNYAMİN DEMİR 1991 SAKARYA
CÜNEYT ÇELİK 1987 SAKARYA (KALECİ)
GAZANFER AYDIN 1988 SAKARYA
HAKAN ÇALIŞKAN 1992 SAKARYA
İBRAHİM ÇAĞLAR ÜRDEM 1992 SAKARYA
İLKAY DEMİR 1987 SAKARYA
KANİ ÇEVİK 1982 SAKARYA
KEREM ERYILMAZ 1990 SAKARYA
METEKAN YILMAZ 1984 SAKARYA
MUHARREM EFE 1990 SAKARYA
ONUR DEMİR 1989 SAKARYA
SALİH DURSUN 1991 SAKARYA
SELÇUK KÖYTEPE 1986 SAKARYA
SELİM ÇATALBAŞ 1978 SAKARYA
ŞABAN ÖZEL 1988 SAKARYA
TOLGAHAN ŞEN 1994 SAKARYA
UĞUR ER 1991 SAKARYA
YASİN GÖRKEM ARSLAN 1988 SAKARYA
GÖKHAN KÖK 1981BULANIK
HARUN AVGIN 1981 GAZİANTEP (KALECİ)
LEVENT DEMİRAY 1979 BERLİN
MESUT MORGÜL 1984 RİZE
YUNUS AKMAN 1985 VAN
ZAFER AYDOĞDU 1983 TRABZON

Bunun için bizede mi bazı cezalar ve kısıtlamaların gelmesi lazım ? Gelin bu yıl bazı değişikliklere gidelim şuan ki kadromuzda olan bazı iyi futbolcuları tutatım(Bence kalması gerekenler; Metin Aktaş,Murat Akça,Adem Dursun,İlhan Aydoğdu,Onur Çubukçu, Ertan Koç, Burhan Çoşkun). Kendini kanıtlamış iyi futbolcu olan bir kaç futbolcu transfer edelim. Bunların yanlarına da genç takımlarımızdan, öz evlatlarımızdan 10 oyuncu çıkaralım. Olma ihtimali ne kadar düşük bir düşünce değil mi..

24 Mayıs 2011 Salı

Mutlu yıllar Gencay !

Vienes quemando la brisa
Con soles de primavera
Para plantar la bandera
Con la luz de tu sonrisa
-----------------------
rüzgarı yakarak gelirsin
bahar güneşleriyle..
gülüşünün ışığıyla
bayrağı dikmek için

İyi ki doğdun gencay, iyi ki kardeşimiz oldun... Bayrakları beraberce dikebilmek ümidi ile !

23 Mayıs 2011 Pazartesi

'Aybaba'

Samet AYBABA'nın Teknik Adam olarak takımımızın başına geçeceği duyumlarının üzerine; şahsi olarak ben kendisini "Seviyorum." deyip başlayayım... Adana'lı olması, bizleri anlama zorunluluğunu kendisine yükleyebilir...
Gördüğüm kadarıyla karakter olarak, izlediğim kadarıyla da mücadecele ve taktiğin bir arada yürütülmesinde fikir beyan eden bir teknik adam.
Ankaragücü, Bursaspor, Gençlerbirliği, Gaziantepspor, Bucaspor gibi kulüplerde görev aldı. Gençlerbirliği; tarihinde 2.Kez Türkiye Kupası'nı Samet AYBABA döneminde kazandı. 2002-2004 yılları arasında Trabzonspor'da görev aldı. İlk senesinde Türkiye Kupası'nı alan Samet AYBABA; ikinci yılında kulübün kendisine verdiği para cezasını protesto ederek, görevinden ayrıldı. Son olarak Bucaspor'u çalıştırdığını biliyorum.
Hayırlısı olsun ne diyelim...

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Basketbol & Adana Demirspor

| "Adana Demirspor, futboldan ibaret değildir."

11.04.1973 Tarihli Milliyet Gazetesi'nin 4.Sayfasında yer alan bir başlık şu şekilde "Türkiye Basketbol Liginde Yeni Bir Takım ADANA DEMİRSPOR"



Ardından fotoğrafın altında;
Nihat GEVEN Adana'dan bildiriyor.

Adana Demirspor basketbol takımının grubunda şampiyon olup, 1.lig'e terfi etmenin sırrı, "birlik ve beraberlikten kuvvet doğar" sözüne dayanıyor...
2.Ligde iki yıllık bir mazisi bulunan mavi-lacivertli basketbolcuların bu başarısını ve başarıya giden yolu, antrenör Demir Sayılır'dan dinleyelim...

Geçen sezon kılpayı ile Karşıyaka'ya kaptırdığımız grup birinciliğine ne pahasına olursa olsun bu yıl ulaşmak istiyorduk. Ancak sezon başında önümüze çıkacak bir engel vardı... O da para idi. Bu imkandan yoksun olarak bu işi nasıl götüreceğimizi planlamak zorunda kaldık. Ve basketbolcu arkadaşlarımı eylül ayı başlarında bir dondurma bahçesinde topladım. Sonunda bu işe bütün gücümüzle devam edeceğimize dair karar aldık. Sezon başındaki kadromuzda Tolunay, Orhan, Bekir, Süha, Selek ve Amerikalı Catching vardı. İlk maçımızı İzmir'de Karşıyaka ile yaptık ve yenildik. İkinci gün Altay'ı yendik... Daha sonra Kurtuluş'la karşılaştık, eksik kadromuza rağmen maçı kazandık ve potaya girdik. İkinci yarı başında Kayhan Cumhur'u da kadorumuza dahil edip daha da güçlendik... Ve şampiyon olduk."

19 Mayıs 2011 Perşembe

...Bravo...Teşekkürler...Sağolun...Varolun...

Ben Mito. İnsanları kırmak, insanlara kötü söz söylemek, yapılan kötülüğe karşılık; kötülükle cevap vermek bana göre insan vasıfları arasında yer almaz. Bugün beni insanlığımdan çıkaran, insan olma sınırlarımı zorlatan; değerli Yönetim ve Futbolcularımıza teşekkürü bir borç bilir, saygılarımı sunarım...

Allah aşkına ne istiyorsunuz bizden, ne bekliyorsunuz? Bizim sizden beklerimizin yanında, sizin bizden beklediklerinizin lafını edebilecek misiniz? Hayallerimizin önüne bir duvar örmek bu kadar şerefli mi sizce? Umutlarımızı yarı yolda bitirmek onurlu bir davranış mı peki? Bu sorulan cevabına karşılık "ŞANSSIZ BİR GÜNDÜ." cümlesini yapıştırmak ne kadar haysiyetli bir ruhu ifşa eder?

Bugün beni en kötü günümle başbaşa bıraktınız, sahipsiz ve yapayalnız... Sanaldarbe1940 bir şiir yazmış, sonunda da "Sen sahada gez, biz tribünde ses, etmeyelim pes" şeklinde bizleri net bir şekilde anlatan bir tasvir oluşturmuş. Diline sağlık kardeşimin...

Bugün kötü konuşacağım hakkınızda, hiç iyi düşünmeyeceğim, gözümün önüne sizleri hiç getirmeyeceğim... Ali GÜNEŞ istifa edecek, yine şampiyonluk mavraları atılacak, yeniden taraftar stada çağrılacak, bu sene yeniden oynayacağız naraları atılacak.Ama ben size birşey diyeyim mi?

"Bundan sonra Allah'ın bir kulu "Taraftarlarımızı yanımızda görmek istiyoruz" lakırdısı yapmasın... Gidin; delikanlı gibi oynayın, kupayı alın gelin Adana'ya, biz sizi İstasyon Meydanı'nda bekleriz..."

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Asla!

Yılmak yok! Gerisi halledilir. Geçmiş varsa gelecek de var, gelecek varsa umut da var. Gerisi fasa fiso...

17 Mayıs 2011 Salı

Buluşma

İstanbul Tayfası olarak Antalya'ya gidemeyen kardeşlerimizle Yarı Final maçımızı izleyebilmek için yarın saat 18:30 da Beşiktaş Meydan'da bulunan Kartal heykelinde buluşuyoruz. Antalya'da ne ise İstanbul'da da o olacak ! Herkes mavilerini giyip gelsin...

Not: İnşallah Ömer Üründül yorumcu olmaz sen bize bunu çok görme Allahım..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Hakem


Bandırmasporla oynayacağımız maçın hakemi belli oldu; Üst klasman hakemi Hakan Özkan. Kendisi İzmirden.Yardımcıları Şenol Ersoy, Cevdet Kömürcüoğlu ve Volkan Alabaş. Umarım bu sefer hakemide yenmek zorunda kalmayız..

Bu sene de olmayacak... Yok yok; olacak!

Çok önemli Tarsus İdman Yurdu deplasmanında 89. dakikada gol atıp(*) 1-0 öne geçmemize rağmen doğru düzgün sevinmeyen ruhsuz futbolcuları görünce içimden demiştim: Bu sene de olmayacak...

Yeni Malatyaspor'a 121. dakikada gol atınca(**) yedek kulübesinden bile fırlayıp tüm sahayı turlayan futbolcuları görünce karar değiştirdim: Yok yok; olacak!


Cidden bu sefer olacak.

Ruh bedenden ayrılır, insan hala yaşar !

"Yine aynı senaryo" derken; sihirli bir ertan çıktı ortaya. Bu sefer de biz oyunu bozuyorduk sahada. Tüm işleri altüst ediyorduk icabında.

Maçın başlamasıyla birlikte "tamam işte takım budur." demeyen yoktur sanırım. Ardından böyle giderse goller ardarda gelir diye düşünüyorken, hakemin çaresizliği üzerine sövme seanslarımız arttı. Yeni Malatyasporlular mı çok sertti yoksa bizimkiler mi çok narindi acaba? İlk yarıda ki oyun açıkcası beni tatmin etti. Ancak Samet'e biraz kızdım gibi. Umutlarım başındaki oyuncunun bana göre havalarda uçması lazımdı, kendi kalesinden gol atmasını bekledim Yeni Malatya'ya ama olmadı, sağlık olsun :)

Maç içerisinde kullanılan serbest vuruşların neden bu kadar etkisiz olduğunu hocamızın ve futbolcularımızın kendilerine sorması gerek, 3 serbest vuruştan 1 tanesinin tehlike arzetmesi gerekir bence. Çalışılması şart. Hiç değilse bir serbest vuruş anında kimin ne yapacağının belli olması lazım.

Maçın gidişatını saniye saniye Serkan'a aktarırken böyle bir futbol spikeri ve yorumcusundan maçı dinlediğim için utandım. Kullanılan 2 cümlenin yapısı hiç mi değişmez? Bursa'dan, Konya'dan bahsetmeye başladıktan sonra psikolojik olarak beni bitirmeyi başardılar. Umudun U'su kalmamışken bende bu sefer kader bize göz kırpıyor ve şahlanıyordu hayallerimiz.

Açıkcası Metin'in penaltı konusunda olumlu tarafını hiç düşünmedim. Kesin yenildik düşüncesini kendime bağladım ki yenilirsek hayal kırıklığı olmasın. Zaten ben söylemiştim yenileceğimi. Kendimi garantiye aldım ama Metin benim ve benim gibi düşünenlerin ruhlarını bedenlerinden ayırmayı başardı. Ne diyeyim. Allahına Gurban Gardaş !

Yarı final maçımızı Bandırma ile oynayacağız. Bandırma'nın karşısına Ali GÜNEŞ hocamızın hangi taktik ile çıkacağını çok merak edenlerdenim. 4-4-2 sistemini bu maçta da mı uygulayacak. Ertan'ı attığı gol sonrası bu maça da ilk 11'de çıkaracak mı?

Yarı Final ve Final maçının TRT'de yayımlanıyor olması bizlere ayrı bir mutluluk yaşatacak. Takımını "İşte benim takımım bu" deyip etrafındakilerin de oraya odaklanmasını sağlamak bir hayli gurur verici. Buradan da anlaşılıyor ki büyük ihtimal İstanbul sınırları içerisinde takip edeceğim maçları. Ama dedim ya, metin ruhum ile bedenimi ayırdı. Ruhum Mavi, ruhum Lacivert kesildi çoktan !

15 Mayıs 2011 Pazar

ADANA DEMİRSPOR !


Ulan DEMİRSPOR sen beni üzüntüden kaç kez ağlattın inan ben bile bilmiyorum ama şunu biliyorum ilk kez beni sevinçten ağlattın. Uzatmalarda ölüp ölüp dirildik fakat sonu gerçekten çok güzel bitti. Seni sevmekten bir an bile pişmanlık duymadım. İYİKİ DEMİRSPORLUYUM! Metin Aktaş senin ALLAHINA KURBAN!

Son Sözü de Siz Söyleyin


Belki de bu pankartımız herşeyi anlatıyor.. Bu sefer geçen yıl ki gibi olmasın bu sefer üzüntüden ağlamayalım..

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Gel vazgeç inadından...


| Yazılmayanlar arasında bulup çıkardığım kelimeleri yine senin için çiviliyorum zihinlere... Bu sefer olacak zihniyeti ile görülen bu ruyada; başrolde sen oluyorsun sürekli. Ne benim anlatmaya takatim var, ne de senin dinlemeye fırsatın. Temcit pilavı misali ısıtıp ısıtıp koyuyorsun ya umutları önümüze, işte o umutların tazeliği koksun etrafta bugün. Bugün başaklar eğilsin doluluklarından, dik durmasın hiçbir başak, yerle yektan olsun ağırbaşlılıklarından... Sevginin, Saygının ve Bağlılığın en naif noktalarında buluştur bizi. Buluştur hepimizi.Aklım; "Üzerinizde ki Mavi-Lacivert namusun hakkını verin yeter, yenilin yine gelin." diyor, gönlüm ise "Yeter artık." Ben aklın düşüncesi ile gönlün düşüncesi arasında gidip gelirken; gözlerimden damlaları bu kez sevinçten döktür, ağlamak en çok bize yakışacak o zaman. O zaman en çok ben ağlayacağım, en çok ve en sesli... Hıçkıra hıçkıra... Ağlamaya az bir zaman kalsın artık...

Bugün yarınlardan önceki gün. Bugün umudun gerisinde, hayallerin arkasında ki gün... Bugün sevdamızı haykıracağımız güne yakın gün... Bu çocuklar bugünden, yarını bekliyorlar umutla, bir kez daha ve inatla... Damarımız tuttu yine, her defasında inatlaşan, haykıran ve dik duran...

Yıllarca bizimle inatlaştında eline geçti, GEL ŞİMDİ VAZGEÇ İNADINDAN !

8 Mayıs 2011 Pazar

ŞAMPİYONLUK !

Adana Demirspor - Pendikspor maçından..

| Ahmet’i öldüren ağaç..

Tümünü YaslaYine bir Emrah SERBES hikayeciği... Kaynak: afilifilintalar.com
-------------------------------

Ahmet, hayatımda tanıdığım en iyi çalım atan adamdı. Karşı takımdaki herkesi çalımlamadan gol atmak istemediğinden topu kaleye değil de taç çizgisine doğru sürdüğü bile olurdu. Annesi hastaydı. Bir gece öldü. Ertesi gün bütün arkadaşlar kendi annemiz ölmüş gibi ağlamaya söz verdik. Çünkü Ahmet’in bu acı olay nedeniyle futbolu bırakmasını istemiyorduk. O gün Ahmet’le beraber herkes ağladı ama ben bir türlü duyguya girip ağlayamadım. Ortalıktan kayboldum, ağlamış süsü vermek için kızarana kadar gözlerimi kaşıyıp geri döndüm. Ahmet sonraki günlerde de ağlamaya devam etti. Biz de gözlerimizi kaşıdık. Bizim çocuklara da göstermiştim bu numarayı. Ahmet, annesinin öldüğü günlerde ne zaman bizi görse gözlerimiz ağlamaktan kızarmış gibiydi. Bir yalanı söylemek kolaydır, sürdürmek maharet ister.

Ahmet’i yıllar sonra Ankara’dan kurban bayramı tatili için geldiğimde gördüm. Bir Kartal SLX almış, önümde patinaj yaparak durdu, sarıldık. “Atla Çınarcık’a gidelim,” dedi. Atladım. Arabayı da top oynadığı gibi kullanıyordu; solluyor, sağlıyor, makas atıyor, yolun ve emniyet şeridinin bütün imkânlarını kullanarak bir şekilde geçiyordu önündeki aracı. Koruköy’de arabayı manzaraya çektik, Ahmet ot sardı, ben de tekelden bira aldım. Kafayı iyice bulduktan sonra Kale Disko’ya gittik ama damsız almadılar. Ortak bir kız arkadaşı aradık. Geldi bizi içeri soktu. İkimiz birden kıza yazmak zorunda kaldık çünkü çok çirkindi. Acıma duygusu uyandıracak kadar çirkin. Çok durmadı gitti zaten, kendisine mecburen yazdığımızı anlayacak kadar temiz kalpliydi. O gittikten sonra dedim ki, “Ahmet, biz o zaman yalandan ağlamıştık.” Ne demek istediğimi anlamadı. Annesi öldüğünde bizim kendisiyle beraber ağladığımızı unutmuş. Onun böyle bir şeyi nasıl unutmuş olabileceğini de ben anlamadım. “Ahmet,” dedim. “Büyük bir fedakârlık ve sahtekârlık vardı orada. Sadece sekiz yaşındayken aynı anda fedakâr ve sahtekâr olabilirsin. Ondan sonra çözerler seni, hiçbir yamuğun kaçmaz gözlerinden. Bak kız da gitti, niye gitti, kendimizi borçlu hissettiğimiz için ona yazdığımızı anladı çünkü.”

Üç sene önce çirkin kız duygusal bir muhasebeciyle evlendi. Ahmet de Samanlık yolunda öldü. Öndeki aracı yine geçmiş ama direksiyon hâkimiyetini kaybedince yol kenarındaki asırlık ağaçlardan birine toslamış.

Geçen yaz eski arkadaşlarla sahilde oturuyorduk. Ahmet’in annesi öldüğünde yalandan ağlayan arkadaşlar. “Kalkın gidelim,” dedim. “Ahmet’i öldüren ağacı keselim.” Bahçe malzemeleri satan bir arkadaştan elektrikli testere aldık. Mühendis bir arkadaş da, ağaç üstümüze ya da yola değil de kenara düşsün diye, hangi açıyla nereden nereye doğru kesmemiz gerektiğini gösterdi. Ama elektrikli testere sesine yakınlarda oturan insanlar uyandı. Meseleyi çaktılar. Jandarmayı aradıklarını söylediler, biz de kaçtık.

Ahmet’i öldüren ağaç hâlâ orada. Ahmet 130’la girdi, biz kenarından yonttuk, biraz yamuldu ama hâlâ inatla duruyor. Önünden her geçtiğimde buruk bir öfkeyle bakıyorum o ağaca. Ne zaman bir ölüm haberi alsam, ne zaman bir şeyleri düzeltmeye çalışırken daha beter etsem, ne zaman kendimi bok gibi hissetsem aklıma o ağaç geliyor. İyi çalım atan bütün çocuklar için, çirkin ve temiz kalpli bütün kızlar için, bir gün o ağacı indireceğiz.

"Anne" ... Yetmez mi?

Fotoğraf 27 Temmuz 2010'dan kalma.

Kayseri'de Futbol İl Temsilciliği'nce düzenlenen ‘Miniminikler Ligi'ndeki Demirspor'un ‘10' numaralı formasını giyen 9 yaşındaki Ebubekir Sain, maçın 27'nci dakikasında sakatlanıp, kendini çim zeminin üzerine attı.

Karşılaşmayı Sümer Stadı tribününden izleyen anne Fadime Hatun Sain ile büyük kızı Neslihan ve küçük kızı Betül Sain sahaya girdi. Anne Fadime Hatun Sain, “Oğluma kim tekme attı? Yazık değil mi ?” diyerek hakeme şikayet etti.

Karşılaşmayı yöneten kadın hakem Kadriye Yılmaz'ın yanına gelen öfkeli anne, “Hakem hanım oğluma kim faul yapıp, tekme attı? Böyle olur mu ?” diyerek itirazda bulundu. Minik futbolcu Ebubekir ayağa kalkınca, anne Fadime Hatun Sain ile kızları, görevlilerin uyarısıyla, geldikleri tribüne gönderildi. Karşılaşmayı öfkelenen annenin oğlunun yer aldığı Demirspor 5-1 kazandı. Yerel Spor Gazetesi ‘Tempo'nun foto muhabiri Semih Çakır'ın objektifine böyle yansıdı. Anneler Gününüz Kutlu Olsun !

6 Mayıs 2011 Cuma

ADS TV'deyiz...

| Süregelen mutluluklarımıza bir yenisi daha eklendi. Akdeniz TV bünyesinde ortak yayın yapan ADS TV'nin 7 Mayıs Cumartesi günü saat 13:30'daki konuğu İstanbul Tayfası mensuplarından Onur arkadaşımız olacak. İstanbul Tayfası ve İstanbul'da Demirsporlu olmak konularının işleneceği proğramın izlenebilmesi dileği ile.

İnternet üzerinden izleyebilmek için : www.akdeniztelevizyonu.com

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Gurur, Mutluluk ve Mayıs..

İstanbul'un metropolite ve göz önünde olan bir şehir olması İstanbul Tayfası olarak bize de yapmak istediklerimize olanak sağlıyor. Böylesine büyük bir şehirde, Türkiye'nin göz önünde renkler birbirine girmiş vaziyette, birbirleri ile sarmaş dolaş olmuş, birbirleri ile kardeşlik bağı ile bağlanmış ve ortak amaç doğrultusunda hareket etme kabiliyetleri doğmuş bir anda... Ve bu anda BİZİM ÇOCUKLAR da oradaydı... özlenen Mayıslar hep istenilen gibi olsun !Fotoğraflar : Leppermessiah