9 Ocak 2011 Pazar

O Zaman Selam Olsun...

"Yağmur yağsın isterdim bu sabah
merhaba soylu sevdam merhaba...
İpil ipil düşsün betona
merhaba sevgili vatan merhaba..."

İt Rıza'nın başlığından sonra başlık olarak kullanmam doğru olmasa da içerik olarak blogdaki bu ilk yazımın muhteviyatı "Merhaba"dır.

İster tayfayla istersen blogla ilk buluşman olsun her zaman seni kapısında karşılayacak isim Erdi olacaktır. Ben de herkes gibi ilk onla temas kurdum, iki üniversite de birden okumam (sen ne kadar okumak dersen buna) nedeniyle hadi birazda tembelliğimi katalım henüz fiziksel olarak tanışmış olmasakta onunla aramızda kuvvetli bir bağ mevcut olduğunun sanırım o da bende farkındayız :)

Burada olduğuna göre blogtan bir beklentin var ve bir şeyler okumak için buraya gelmişsin demektir. Ben spor iletişimi eğitimi aldığım için kendime vazife bildiğim durum nedeniyle, işin daha duygusal ve organizasyon tarafını diğer kardeşlerime bırakıyorum. Zaman zaman kendi çapımda analizler, eskiye dönüşler, futbolcularla röportajlar gibi konularda karşınıza çıkmak benim kendime biçtiğim görevdir.Umarım karşılıklı güzel günlerde okuşur, yazışırız.

Sağlıcakla.

Merhaba!

Dokuz yıldır memleket dışında öğrenciyim, tribünden uzak kaldım. Demirspor'suzluk çıldırtıyor adamı, bunu anladım. Sömestrda gidiyorum Adana'ya; lig tatil, maç yok. Yazın gidiyorum; yine lig tatil, yine maç yok. Artık Kurban'da, Ramazan'da denk gelirse anca... Bahtımıza... Demirspor'suzluk kötü ama bir şeyler de yapmak lazım, ne yapacağız? Araştırıyorum: Adana Demirspor İstanbul Tayfası... Hmmm, iyiymiş. Başlıyorum takip etmeye...

1) İşten atılan UPS işçilerine destek için Taksim'de buluşuyoruz arkadaşlar.
2) Pendikspor maçı için Söğütlüçeşme durağında buluşup topluca gidelim.
3) Demirspor'umuzun 70. yılı kutlu olsun! Haydarpaşa Tren Garı önündeyiz.

... derken üçüncüde birileriyle tanışabiliyorum en sonunda. Yapacak bir şeyim yok, hafif asosyal adamım ben. Ben giremem aranıza, siz zorla alacaksınız.

- Merhaba kardeş, ben Erdi.
+ Selam. Ben de Tuğra, tanıştığımıza memnun oldum.

... eh en sonunda! Muhabbetimiz falan da ilerliyor, bir de blog yazarlığı teklifi alıyorum. Demirspor'suzluktan çıldıran, yıllardır bir şey yapamamaktan utanan bir bünye için bundan gurur verici bir şey olabilir mi? Zor.

- Erdi tamam da ben teknoloji özürlüyüm kardeş. Ne yapmam gerek, anlatsana bana.
+ Ya işte bir mail attım ya, orayı takip et, anlatıyor zaten.
- Hah eyvallah. Kullanıcı adım ne olsun abi?
+ Bilmem, ne olsun?
- İt Rıza olsun.
+ İt Rıza mı?
- Evet ya, o benim dedem. Demirspor'un kurucu kadrosundan... Fofo'nun da takım arkadaşı.
+ İyiymiş de başında "İt" olmasa olmaz mı?
- Yok abi, olmaz. Dedemin lakabı oymuş. Takım içinde de öyle biliniyor yani. Utanacak bir şey yok.
+ İt Rıza'nın Torunu olsa?..
- Yok Tanrının Oğlu İsa! İt Rıza'nın Torunu diye nick mi olur be abi? (Gülüyorum)
+ Tamam, İt Rıza olsun ya, güzel güzel.

...ve kaydoluyorum işte. Bu da ilk yazım. Sırrı Süreyya Önder'i çok severim, Radikal'deki ilk yazısını "Herkese selamun aleyküm, sadece insan kadri bilenlere merhaba!" diye bitirirken "merhaba"nın önemini, güzelliğini, kıymetini ve sadece hak edenlere söylenmesi gerektiğini belirterek merhaba diyordu. E ne diyeyim ki; benden de size bir merhaba o zaman!

Ha bu arada hazır İt Rıza falan demişken bizimkilerin lakaplarını buldum, onu da paylaşayım:

Fofo - Muharrem Gülergin
Füze - Selami Tekkazancı
Allahsız - Rıza Palaska
Yalınayak - Kemal Bilgiç
Tefo - Mehmet İkigül
Cülük - Lütfi Erdem
İt - Rıza Yamaç
Kedi - Murat Güzelırmak
Deli Zeynep - Mehmet Erhallaç
Beygir - Hasan Sınmaz
Çıta - Remzi Gülergin
Köstü - İsmet Özlüpınar
Sarı - Yaşar Ergil
Honik - Ahmet Aydın
Tori - İlhan Oflaz
Gavur - Mahmut Harazer
Diş - Hasan Basri Çelik
Tombik - Ahmet Yaşar
Ayı - Faruk Suvar
Çolak - Hasan Sime
Met - Ahmet Arıboğan
Gol Makinası - Ahmet Toruntay
Şeytan - Muzaffer Kenz
Rüzgarın Oğlu - Alaettin Bukağılı
Usta - Raşit Karasu
Top Hırsızı - Rasin Gürcan
Kasap - Burhan Sürer
Lazoğlu - Ahmet Yetkin
Kaptan - Bedri Şensert
Paşa - Hüseyin Çelik
Fok - Ünsal Fikirci
Kedi - Melih Büyükakıllı
Çekiç - Eren Talu
Şapşal - Mustafa Ceylan
Felfel - İsmail Güner
Laf Ebesi - Güray Erdener

Not: Bu lakap listesinde düzeltilecek ya da eklenecek olanlar varsa iletin, sağlam bir "Demirsporluların Lakapları" arşivimiz olsun burada.

Müjde: Demirspor'un ilk yıllarına dair güzel de bir fotoğraf arşivim var. Yarıyıl tatilinin bitimiyle birlikte Adana'dan dönüşte elimizde olacak, burada paylaşacağız.

Saygılar...

8 Ocak 2011 Cumartesi

| Bir derdim var...


| Ağzıma aldığım bir izmarit sonrası çıkardığım dumanı gören babamın vurduğu tokat gibi doğru, sağlam ve bir o kadar da yerinde oluyor senin sevgin...
"Ne geziyor bu senin elinde der." gibisin. Ne geziyorsun bu yaşta benim kalbimde, baharımda, yazımda, kışımda neden ayrılmıyorsun benden ? O kadar azar yemene rağmen neden hala düşümdesin ? Hem kendine eziyet hem bana eziyetsin üstelik...
Hayatta ki tek derdim sen kalacaksın sonunda, bir türlü bıraktıramayacaklar beni senden, seni benden...

Ne zamandır ara vermiştim sana. Aslında ben ara vermemişim sen ara vermişsin bana. Ama duyumlarım o yönde ki bayağı bir yoracakmışsın ve yatak döşşek yatıracakmıssın beni yataklarda ilerki zamanlarda hem de zevkle...

İrade sahibi bir insan olduğumu söylüyorum etrafımdakilere. Ne kadar da yalancıymışım oysa ki... İstediğim an istediğim herşeyi bir anda bırakırım diyorum ya. O da kuyruklu yalan... Bırakmaya azmedişim teşebbüste kalıyor her seferinde... Ve her seferinde daha da bir alevleniyor tiryakiliğim...

Nereden başlasam sana, konu hep sende bitiyor. Bitirdiğim yerden tekrar başlamak istiyorum. Başlıyorum yine sen, yine sen... "Oğlum artık büyüdün bırak şu işleri" cümlesinin persfektifine iniyorum ve değiştiremiyorum olan biteni... Hay tüküreyim büyümeseydim keşke, hep küçük ve temiz kalsaydı yüreğim... Sana ayırdığım yer küçük ama daha temiz olsaydı, etrafında kirlenmiş benizler bulunmasaydı keşke...

70'ime merdiven dayamışım farkeder mi?

Bu yaştan sonra derman mı arayalım derdimize ? Derdimiz özel, derdimiz kasvetli, puslu ve güzel hem de çok güzel... Dermana gerek yok... Derdimiz bize yeter...

Derdine derman aramayanlara bin selam olsun !
Yediğimiz tokatlara inat, yıkılacak saltanat !

7 Ocak 2011 Cuma

| Durum-u arz

İstanbul Tayfası'nın resmi blog'unda İstanbul Tayfası'nın son durumları hakkında bilgi girmemek olmaz galiba.

Oluşumun hala tam olarak oturmamış olmaması bilinen bir gerçek ancak ilerki zamanlarda bu topluluğun potansiyelinin çok büyük olacağı konusunda inancım ve düşüncem mevcut.

Öncelikle oluşumun bu noktaya gelmesinde bizlerle ilk dakikalardan itibaren alakadar olan, bizlerle beraber bu yolda yürüyen, bizlerle beraber bu yolda yürümek için yanımızda olan tüm abi ve kardeşlerime TEŞEKKÜR EDERİM !

Şimdi gelelim İstanbul Tayfası'nın şu anda hangi durumda olduğuna...
Adana Demirspor İstanbul Tayfası kişi sayısı olarak oluşuma başladığımız ilk günde bulunan kişi sayısının 3-4 katı olmuş durumda. Tabi amacımız kişi sayısının artması değil. Amacımız Demirsporluluk ruhu ile hareket eden, bilinçli taraftar olgusu içinde bulunan ve Demirspor taraftarlığını İstanbul'un her yerinde temsil edebilecek arkadaşlarımızla beraber olmak ve beraber hareket etmek. Şu anda tanıştığımız, konuştuğumuz ve beraber olduğumuz arkadaşlarımızın Demirsporluluk ruhu'nu incitmemek adına özen gösterdiğini net şekilde beyan edebilirim. Abi ve kardeşlerimizin oluşumun içinde fikirlerini beyan etmesi, sürekli Demirspor için birşeyler yapma çabası içine girmeleri bizleri oldukça memnun etmekte olup oluşumun tam olarak tamamlanabilmesi için planlı ve proğramlı bir şekilde hareket edilmesi gerekliliği doğrultusunda aklımızda olan çoğu projenin yavaş işlemesi söz konusu olacaktır...

İstanbul Tayfası alt tabanında çıkardığımız; Tebe Volimo Fanzin'in 2.Sayısı şu anda baskı aşamasında ve daha organize bir şekilde dağıtımının ve gerekli yerlere ulaşabilmesi için çalışmalarımız devam ediyor...

İstanbul Tayfası'na ait görsellik ve tasarım açısından hoş ürünleri en kısa zamanda üstlerimizde göreceksiniz... :)

Bana göre en önemli konu olan blogumuzun yazar listesi... Farklı arkadaşlarımız ile tanıştıkça yazar sayımızda da artma oldu. Şu anda toplam yazar sayımız 11 ancak arkadaşlarımız genellikle üniversite okuduğundan dolayı güncelleme konusu biraz aksıyor olabiliyor. Bu konuda da fikrimiz var. En kısa zamanda hayata geçireceğiz...

İstanbul Tayfası hakkında nadirende olsa buradan bilgi aktarımı yaparak memleketin bu tarafından da bilginiz olmasını sağlamayı düşünmekteyiz... Eğer oluşumumuz hakkında istek, öneri veya şikayetiniz olur ise yorum olarak veya blogumuzun sağ tarafında bulunan sohbet kutusu'nu kullanarak bizlere iletebilirsiniz...

Saygılar !

| Hüzünlü Piç...

"Emrah SERBES" benim nadir de olsa kitaplarını takip ettiğim ve okuma fırsatı bulduğum yazarlardan birisi... Tuğra kardeşimin paylaştığı bir Emrah SERBES yazısı ile böyle bir konu başlatayım dedim. Arasıra makale-deneme tarzı yazılar da yayımlayacağım... Demirspor taraftarı Edebi yönden profili son derece sağlam bir taraftardır...Buyrun...

-----------------------------------------------

İşler iyi de gitse kötü de gitse her zaman yanımda olan biri var. Beraber büyüdük onunla. Aynı okullara gittik. Aynı teneffüsleri bekledik. El ele tutuştuk karşıdan karşıya geçerken. Hâlâ birbirimizi kollarız yaya geçitlerinde. Sabah kalkarım başımda bekler. Yüzünde sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi duran acayip tebessümüyle. Bence hiç çıkma o yataktan der, dışarıda berbat bir hava var. Pazardan dönen sinirli teyzeler var. Havada uçuşan serseri kurşunlar var. Ayrıca bütün şoförler yerli yersiz kornaya basıyor.

Arkadaşlarla otururken gelir bazen. Bir parça uzakta durur. Benden başka seveni yok çünkü. Biz güldükçe kollarını kavuşturup küskün bakar. Büyük bir bilmişlikle de vardır o bakışlarında. Yine bana kalacaksın nasılsa der gibi başını sallar.

Kuyrukta beklerken muhabbet ederiz genellikle. Kuyrukta beklemekten zevk alan tek insan diyebilirim. En son Üsküdar’da iki kilometrelik bir iftar çadırı kuyruğunda gördüm onu. Oruç tutmamasına rağmen.

Kaleciye geri pasın serbest olduğu zamanlardan beri maça gidiyoruz beraber. Gelme, uğursuzsun diyorum, gene de geliyor. Kaç sefer yakaladım gol yediğimizde çaktırmadan sevindiğini. Takım tutmuyorum diyor ama biliyorum kimle oynasak onları tutuyor. Felaketlerden zevk alan bir mizacın mı var diye sormuştum bir seferinde. Gerçeklere tahammül edebilecek gücüm var demişti.

Onunla ortak bir şeyler yapmanın da imkânı yok. Ben film seyretmek istiyorum o eski fotoğraflara bakmak istiyor. Sürekli eski günlükleri karıştırıyor. Tam bir şimdiki zaman düşmanı. On beş dakika öncesini bile özlüyor.

Omzumun üstünden bakıyor yazarken. Dudak büküyor. Berbat bir yazarsın diyor. Neden diyorum. Maziye saygın yok diyor. İstikbalden haberin yok. Ayrıca üslubun berbat. On beş yaşında bir kızın anlayabileceği kadar bayağısın. Hiç Proust okumadın mı Allah aşkına? Ya ciddi bir şeyler yaz artık ya da bırak bu işleri bir kuruyemişçi açalım.

Ne zaman berbat bir birahanenin önünden geçsek koluma giriyor, gel şurada oturalım diye ısrar ediyor. İstemiyorum, işim gücüm var diyorum ama dinlemiyor, kolumdan çekiyor. Paldır küldür giriyoruz içeri, iki bira söylüyorum mecburen. Ben içmeyeyim sağ ol diyor. İçmeyeceksen niye getirdin beni buraya diyorum. Lütfen garsonun önünde tartışmayalım diyor. Kafayı bulunca cep telefonumu elimden alıyor, kimseyi arama böyle güzel diyor. Nefret ediyorum yalnız ve sarhoş olmaktan. Hiç kimse yalnızken tam anlamıyla sarhoş olamaz, şahit gerekir sarhoşluk için. O zaman gel onu arayalım diyor. Benim hiç gururum yok mu, nasıl istersin böyle bir şeyi benden diyorum. Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. Belki akşamüstü mesaj çekersin. Olsun yine de arayalım diye tutturuyor. Olmaz diyorum. Herkesin içinde çocuk gibi ağlamaya başlıyor. Ağzını kapatıyorum. Elimi ısırıyor. Şişeyle vuruyorum kafasına o zaman. Küsüp gidiyor. Birkaç gün gözükmüyor ortalıkta. Sonra ansızın çıkıp geliyor yine, hiçbir şey olmamış gibi sarılıyoruz.

Neredeydin diyorum nasılsın iyi misin? Seni özledim diyor. Kalbini kırdıysam özür dilerim kardeşim diyorum. Önemli değil diyor, zaten kalbini İkea’dan almış, söküp takabiliyormuş. Ayrıca yalanlara inanmaya ihtiyacı varmış. Bütün çaresiz insanlar gibi. Bütün hasta yakınları gibi. Dağılan bir okul gibi.

Hüzünlü piç diyorum ona ismini bilmediğimden. O da bana acemi piç diyor. Yok dünyadan haberin. Bir fabrika paydos ederken ortalığa çöken hüznü bilmiyorsun. Bilmiyorsun suya bırakılmış kâğıttan kayıkların gerçek anlamını. Rüzgârda uçuşan torbaları. Moloz dökülmüş arsaları. Bu hızla ölmeye devam edersek bütün dünya mezarlık olacak. Ama sen hâlâ ölümü kişisel bir şey olarak algılıyorsun. Herkes uzmanı olduğu konunun zalimi olmuş. Ben de mi diye soruyorum. Sen de diyor. Ama üzülme. Hiçbir şey bırakmayacağız arkamızda. Çekip giderken sırtımıza saplanacak bir çift göz olmayacak. Enkazımızı toplayıp öyle gideceğiz. Asgari centilmenlik toz olmayı bilmeyi gerektirir.

Acılarımız da birbirine benziyor artık. Birbirine benzeyen parmaklar gibi ama. Her birinin eşsiz bir izi var. Bazen gözlerim doluyor karanlıkta. Ama fısır fısır konuşmaya başlıyor yine kulağımın dibinde, hiç susmuyor, ağlamama asla müsaade etmiyor. Her şey affedildi diyor, hiç ayrılmayacağız diyor. Keşke kadın olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. Bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyor o da bana. Söylediği her şeye inanıyorum o zaman. Gözlerimi kapatıyorum her yer bembeyaz oluyor. Yine el ele tutuşuyoruz iki çocuk gibi. Sessizce söz veriyoruz birbirimize. Sessizce verilen sözlere kim inanmaz.

Emrah Serbes, 8 Eylül

6 Ocak 2011 Perşembe

Kaleci Tranferi Hakkında...



Malum bu sezonun ilk yarısında da Demirspor kaleci konusunda şanssızdı , Emrah'ın yanlışları az sayıdaki doğrularını götürdü.
Aldığımız duyuma göre Demirspor alt yapısında yetişip , yıllarca süper ligde ( Kayseri -Kayseri Erciyes - İstanbul b.belediye ) gibi takımlarda oynamış MEHMET ALİ TUNÇ ile anlaşmaya varılmış . Eğer böyle bir haber doğruysa seviniriz çünkü Hem Adanalı hemde bu takıma gönül vermiş biri kalemizi korumuş olacak ve belkide sürekli çektiğimiz kaleci sıkıntısı ortadan kalkmış olacak...

5 Ocak 2011 Çarşamba

5 Ocak Adana'nın Kurtuluşu / Kutlu olsun !


Adana’nın Kurtuluşu

Birinci Dünya savaşının ortalarında 16 Mayıs 1916'da Fransa hükümeti adına Bakan George Picot (Corc Piko) ile İngiltere'nin temsilcisi Avam Kamarası üyelerinden Albay Mark Sayks arasında Yakın ve Orta Doğu için bir taksim anlaşmasına varılmıştır. Buna göre Fransızlar, İngilizler lehine Filistin'den vazgeçecekler, buna karşılık Musul Petrollerine ve Ergani bakır madenleriyle Kilikya pamuklarına sahip olacaklardı. 20 Kasım 1919'da İngilizler Çukurova'dan çekildiler, yerlerini Fransızlara bıraktılar.Fransız sömürge yönetimi, Ermeni fedai ve kamavorlarını maşa olarak kullanmak suretiyle yerli halka ağır işkence yaptı.

Daha önce tehcire (zorunlu göç) tabi tutulan Ermeniler, eski köy ve kasabalarına geri döndüler. Sancaklarda ve Vilayet merkezlerinde Tesviye-i Mesalih Komisyonları kuruldu. Bu özel komisyonlar, iki yalancı şahit bulunduğu takdirdetalep edilen evin, arsanın, bağın Ermenilere verilmesine karar veriyordu. Temyizi mümkün olmayan bu kararları, Fransız sömürge yönetimi cebren uyguluyordu. Yönetime karşı gelenler kurşuna diziliyordu. Kurşuna dizilenlerin cesetleri de Kozan'daki fırınlarda yakılıyordu.

İntikam Alayı adı verilen Fransız üniformalı Ermeni kamavorlar, karanlıkta yakaladıkları Türk'leri öldürüyor ve cesetlerini orta yerde bırakıyorlardı. 10 Ocak 1919'da Abdo Ağa'nın çitliğini bastılar, Yeşiloba'da 14 işçiyi şehit ettiler. Bir ay sonra Türk'lerin dükkanlarını yağmaladılar. Vanlı Ahmet Ağa'yı evinde süngülediler.

Türk halkı kan ağlıyordu. Şehri boşaltmaya ve Toroslara kaçmaya başladı. Halk arasında kaçkaç adı verilen bir kaçış esnasında Ermeniler Türk'leri Yeşilobada kamadan geçirerek katlettiler. Mustafa Kemal Paşa, bu soykırıma çok sert tepki gösterdi. Zamanın Fransız Kumandanı General Gauraud nezdinde olayı protesto etti. Olaydan Fransız sömürge yönetiminin sorumlu olduğunu vurguladı. Sömürgecilerin bu onur kırıcı davranışlarına Türk insanı boyun eğemezdi. Teşkilatlanmak zorundaydı. Çukurovadaki milli mücadele kararı teşkilatlanma sonucu Sivas'ta verilmiştir. Ali Fuat Cebesoy'un hazırladığı savaş stratejisi Sivas'ta tartışılarak kabul edilmiştir.

Doğu Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Osman Tufan'a Batı Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Sinan Tekelioğlu'na verilmiştir. İkisi de efsanevi bir isim bırakmışlardır.

Yeni Adana Gazetesi'nden söz etmeden geçemeyeceğim. İşgal sırasında Ahmet Remzi Yüreğir Adana'da Kuva-yi Milliyeyi destekleyen Adana adlı bir gazete çıkartıyordu. Sömürge yönetimi matbaayı basarak gazeteyi kapattı. Ahmet Remzi bey Valilikten izin alarak Yeni Adana Gazetesini çıkarmaya başlardı. Fransızlar matbaayı yine bastılar, işçileri tutukladılar.

Ahmet Remzi bey matbaayı Karaisalı'ya, daha sonra Pozantı'ya taşıdı. Bir vagon içerisinde gazeteyi çıkardı. Ancak 300-500 tane basabilen gazete, hayvan sırtında köylere, kasabalara gönderiliyordu. Hala yayın hayatına devam eden bu gazetenin ebediyetlere kadar yaşamasını diliyorum.

Toros tünelleri Fransız'ların kontrolündeydi. Türk miliskuvvetleri Belemedik tren istasyonunu basarak buradaki Fransız Hastanesini zaptettiler. Pozantı'daki Fransız Komutanı Binbaşı Menil, Gülek Boğazı'nın dışında Mersin'e ulaşacak bir yol arayışındaydı. Tekir'e geldiklerinde rastladıkları Kumcu Veli ve köylü kadından kendilerine mihmandarlık yapmalarını istedi. Veli ve kadın Menil taburunu her iki tarafı dik ve yalçın kayalık olan Karboğazın içine soktu.Zaten Türk milisleri uzaktan Menil taburunu izliyordu. Burada 44 köylü kahramanca dövüşerek Menil taburunu teslim almıştır. Mustafa Kemal Paşa Çukurova halkının bu meziyetlerinden emin olduğu için onlara güvenmiş ve milli mücadeleye başlama kararını Adana'da almıştı. "Bir Türk Dünyaya Bedeldir" derken belki de Gülekli 44 kahramanı düşünmüştü.

Kar Boğazı'nda Menil taburunun 44 köylüye teslim olması büyük bir kahramanlık örneği idi. Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi Çakmak Ankara, Kayseri ve Sivas heyetleri olduğu halde, B.M. Meclisi adına cepheyi teftiş etmek üzere Konya üzerinden özel bir trenle Pozantı'ya 5 Ağustos 1920'de geldi. Bütün cephe komutanları gelmişlerdi. Cepheler hakkında geniş bilgi verildi. Sonra Adana7lılara hitaben veciz bir konuşma yaptı. Konuşmasında niçin Adana'lılara bu kadar güvendiğini şimdi daha iyi anlamış olduğunu ifade ediyordu.


Kuva-yi Milliye’nin Fransızları Çukurova'dan atacağından emindi. Her türlü askeri desteği vaad ediyordu. 41.Tümenin Pozantı'da oluşturulmasına karar verildi. Adanalıların istediği cephane ve topu vermeyi kabul etti. Daha sonra Pozantı'nın bir liva haline getirilmesini talep ettiler. Liva, Vilayet ile kaza arasında bir merkezdi. Ancak Mustafa Kemal, daha ileri giderek Adana Vilayetinin Pozantı'da kurulmasını teklif etti. Kongrenin ikinci gününde kendisinin başkanlığında Vali ve diğer yöneticilerin seçimi yapıldı. Valiliğe İsmail Sefa Bey bu görevi geçici bir süre için kabul edebileceğini söyledi. Çünkü kısa bir zaman sonra mebus olarak B.M.M.'ne gidecekti. İsmail Sefa Bey ayrıldığı zaman yerine hem Vali hem de 41.Tümen Komutanı Nuri Conker getirildi. Nuri Conker'in Valiliği de uzun sürmedi. Yerine Serficeli Hilmi Bey Vali olarak tayin edildi. Belediye Başkanı Mektupçu, Defterdar, Kadı ve diğer bütün yönetim kadrosunun seçimi yapıldı. Akşam Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya döndü. Sağlık Müdürü, Marif Müdürü, Ziraat ve Orman Müdürü, Tapucu, Jandarma Kumandanı, Polis Müdürlerinin de atamaları yapıldı.

Dıblanzade Mehmet Fuat Efendi Belediye Başkanı, Ahmet Remzi Yüreğir ve Kethüdazade İbrahim, Karadayı İsmail ve Savatlı Halil Ağa ve Haydarzade Ali Efendiler encümen üyesi seçildiler. Böylece Adana Vilayet Teşkilatı Pozantı'da kurulmuştu.

Milli kuvvetlerle yaptığı savaşlarda uçaklarıyla hava desteği sağlayan ve sivil hedefleri de bombalayan Fransa, büyük kayıplar veriyor. Artık Çukurova'da kalmaya gözü kesmiyordu. Bataklığa saptandığını gören Fransız kamuoyu, Çukurova'yı terketmenin uygun olacağı tezini benimsiyordu.

Sakarya Harbinden sonra 30 Ekim 1921'de Franklin Bouillon ile Türk Hariciye Vekili Yusuf Kemal Tengirşen arasında Ankara Anlaşması imzalanarak, Fransızlar, Çukurova ve Antep'i boşaltmayı kabul ettiler. Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti adına İbrahim Kethüda, Belediye Başkanı Mehmet Fuat ve Yeni Adana Gazetesi Sahibi Ahmet Remzi'nin dahil olduğu heyet, 1 Aralık 1921'de Adana'nın yönetimini Türk Devleti adına teslim aldı.

Ankara Anlaşması Fransız'ların bölgeyi iki ay içerisinde tahliye etmesini hükme bağlamıştı. Bu hüküm uyarınca 20 Aralık 1921'de Adana, Türk askeri tarafından teslim alındı. Ancak Fransızların isteği üzerine bölgenin tamamının tahliyesi 5 Ocak 1922 terihine kadar uzatıldı. Bu tarih Adana'nın kurtuluşu günü olarak kabul edildi.

(Alıntıdır)

4 Ocak 2011 Salı

Tatlı Bir Telaş

AdanaDemirSpor'umuzun resmi dergisi için çalışmalara BİZDE başladık...

Çok yakında :)

2 Ocak 2011 Pazar

-Kabir Ziyaretleri-

Şimşekler Grubu geçtiğimiz gün, Demirspor başkanlarından Muharrem GÜLERGİN, Orhan DEMİRDAL, İhsan SABANCI, Mahmut KARABUCAK ve Bekir ÇINAR'ın kabirlerini ziyaret etti. Bu kabir ziyareti anlayanlara büyük bir ders olmuştur bana göre... Herkes unutsa dahi Demirspor taraftarı unutmaz... Unutulmaması dileği ile...



-Fotoğraf çekimini en iyi şekilde yapan SanalDarbe140'a teşekkür ederim-

Fotoğraf !

| Endüstriyel futbol'a karşı SEVDA !