16 Mayıs 2011 Pazartesi

Ruh bedenden ayrılır, insan hala yaşar !

"Yine aynı senaryo" derken; sihirli bir ertan çıktı ortaya. Bu sefer de biz oyunu bozuyorduk sahada. Tüm işleri altüst ediyorduk icabında.

Maçın başlamasıyla birlikte "tamam işte takım budur." demeyen yoktur sanırım. Ardından böyle giderse goller ardarda gelir diye düşünüyorken, hakemin çaresizliği üzerine sövme seanslarımız arttı. Yeni Malatyasporlular mı çok sertti yoksa bizimkiler mi çok narindi acaba? İlk yarıda ki oyun açıkcası beni tatmin etti. Ancak Samet'e biraz kızdım gibi. Umutlarım başındaki oyuncunun bana göre havalarda uçması lazımdı, kendi kalesinden gol atmasını bekledim Yeni Malatya'ya ama olmadı, sağlık olsun :)

Maç içerisinde kullanılan serbest vuruşların neden bu kadar etkisiz olduğunu hocamızın ve futbolcularımızın kendilerine sorması gerek, 3 serbest vuruştan 1 tanesinin tehlike arzetmesi gerekir bence. Çalışılması şart. Hiç değilse bir serbest vuruş anında kimin ne yapacağının belli olması lazım.

Maçın gidişatını saniye saniye Serkan'a aktarırken böyle bir futbol spikeri ve yorumcusundan maçı dinlediğim için utandım. Kullanılan 2 cümlenin yapısı hiç mi değişmez? Bursa'dan, Konya'dan bahsetmeye başladıktan sonra psikolojik olarak beni bitirmeyi başardılar. Umudun U'su kalmamışken bende bu sefer kader bize göz kırpıyor ve şahlanıyordu hayallerimiz.

Açıkcası Metin'in penaltı konusunda olumlu tarafını hiç düşünmedim. Kesin yenildik düşüncesini kendime bağladım ki yenilirsek hayal kırıklığı olmasın. Zaten ben söylemiştim yenileceğimi. Kendimi garantiye aldım ama Metin benim ve benim gibi düşünenlerin ruhlarını bedenlerinden ayırmayı başardı. Ne diyeyim. Allahına Gurban Gardaş !

Yarı final maçımızı Bandırma ile oynayacağız. Bandırma'nın karşısına Ali GÜNEŞ hocamızın hangi taktik ile çıkacağını çok merak edenlerdenim. 4-4-2 sistemini bu maçta da mı uygulayacak. Ertan'ı attığı gol sonrası bu maça da ilk 11'de çıkaracak mı?

Yarı Final ve Final maçının TRT'de yayımlanıyor olması bizlere ayrı bir mutluluk yaşatacak. Takımını "İşte benim takımım bu" deyip etrafındakilerin de oraya odaklanmasını sağlamak bir hayli gurur verici. Buradan da anlaşılıyor ki büyük ihtimal İstanbul sınırları içerisinde takip edeceğim maçları. Ama dedim ya, metin ruhum ile bedenimi ayırdı. Ruhum Mavi, ruhum Lacivert kesildi çoktan !

15 Mayıs 2011 Pazar

ADANA DEMİRSPOR !


Ulan DEMİRSPOR sen beni üzüntüden kaç kez ağlattın inan ben bile bilmiyorum ama şunu biliyorum ilk kez beni sevinçten ağlattın. Uzatmalarda ölüp ölüp dirildik fakat sonu gerçekten çok güzel bitti. Seni sevmekten bir an bile pişmanlık duymadım. İYİKİ DEMİRSPORLUYUM! Metin Aktaş senin ALLAHINA KURBAN!

Son Sözü de Siz Söyleyin


Belki de bu pankartımız herşeyi anlatıyor.. Bu sefer geçen yıl ki gibi olmasın bu sefer üzüntüden ağlamayalım..

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Gel vazgeç inadından...


| Yazılmayanlar arasında bulup çıkardığım kelimeleri yine senin için çiviliyorum zihinlere... Bu sefer olacak zihniyeti ile görülen bu ruyada; başrolde sen oluyorsun sürekli. Ne benim anlatmaya takatim var, ne de senin dinlemeye fırsatın. Temcit pilavı misali ısıtıp ısıtıp koyuyorsun ya umutları önümüze, işte o umutların tazeliği koksun etrafta bugün. Bugün başaklar eğilsin doluluklarından, dik durmasın hiçbir başak, yerle yektan olsun ağırbaşlılıklarından... Sevginin, Saygının ve Bağlılığın en naif noktalarında buluştur bizi. Buluştur hepimizi.Aklım; "Üzerinizde ki Mavi-Lacivert namusun hakkını verin yeter, yenilin yine gelin." diyor, gönlüm ise "Yeter artık." Ben aklın düşüncesi ile gönlün düşüncesi arasında gidip gelirken; gözlerimden damlaları bu kez sevinçten döktür, ağlamak en çok bize yakışacak o zaman. O zaman en çok ben ağlayacağım, en çok ve en sesli... Hıçkıra hıçkıra... Ağlamaya az bir zaman kalsın artık...

Bugün yarınlardan önceki gün. Bugün umudun gerisinde, hayallerin arkasında ki gün... Bugün sevdamızı haykıracağımız güne yakın gün... Bu çocuklar bugünden, yarını bekliyorlar umutla, bir kez daha ve inatla... Damarımız tuttu yine, her defasında inatlaşan, haykıran ve dik duran...

Yıllarca bizimle inatlaştında eline geçti, GEL ŞİMDİ VAZGEÇ İNADINDAN !

8 Mayıs 2011 Pazar

ŞAMPİYONLUK !

Adana Demirspor - Pendikspor maçından..

| Ahmet’i öldüren ağaç..

Tümünü YaslaYine bir Emrah SERBES hikayeciği... Kaynak: afilifilintalar.com
-------------------------------

Ahmet, hayatımda tanıdığım en iyi çalım atan adamdı. Karşı takımdaki herkesi çalımlamadan gol atmak istemediğinden topu kaleye değil de taç çizgisine doğru sürdüğü bile olurdu. Annesi hastaydı. Bir gece öldü. Ertesi gün bütün arkadaşlar kendi annemiz ölmüş gibi ağlamaya söz verdik. Çünkü Ahmet’in bu acı olay nedeniyle futbolu bırakmasını istemiyorduk. O gün Ahmet’le beraber herkes ağladı ama ben bir türlü duyguya girip ağlayamadım. Ortalıktan kayboldum, ağlamış süsü vermek için kızarana kadar gözlerimi kaşıyıp geri döndüm. Ahmet sonraki günlerde de ağlamaya devam etti. Biz de gözlerimizi kaşıdık. Bizim çocuklara da göstermiştim bu numarayı. Ahmet, annesinin öldüğü günlerde ne zaman bizi görse gözlerimiz ağlamaktan kızarmış gibiydi. Bir yalanı söylemek kolaydır, sürdürmek maharet ister.

Ahmet’i yıllar sonra Ankara’dan kurban bayramı tatili için geldiğimde gördüm. Bir Kartal SLX almış, önümde patinaj yaparak durdu, sarıldık. “Atla Çınarcık’a gidelim,” dedi. Atladım. Arabayı da top oynadığı gibi kullanıyordu; solluyor, sağlıyor, makas atıyor, yolun ve emniyet şeridinin bütün imkânlarını kullanarak bir şekilde geçiyordu önündeki aracı. Koruköy’de arabayı manzaraya çektik, Ahmet ot sardı, ben de tekelden bira aldım. Kafayı iyice bulduktan sonra Kale Disko’ya gittik ama damsız almadılar. Ortak bir kız arkadaşı aradık. Geldi bizi içeri soktu. İkimiz birden kıza yazmak zorunda kaldık çünkü çok çirkindi. Acıma duygusu uyandıracak kadar çirkin. Çok durmadı gitti zaten, kendisine mecburen yazdığımızı anlayacak kadar temiz kalpliydi. O gittikten sonra dedim ki, “Ahmet, biz o zaman yalandan ağlamıştık.” Ne demek istediğimi anlamadı. Annesi öldüğünde bizim kendisiyle beraber ağladığımızı unutmuş. Onun böyle bir şeyi nasıl unutmuş olabileceğini de ben anlamadım. “Ahmet,” dedim. “Büyük bir fedakârlık ve sahtekârlık vardı orada. Sadece sekiz yaşındayken aynı anda fedakâr ve sahtekâr olabilirsin. Ondan sonra çözerler seni, hiçbir yamuğun kaçmaz gözlerinden. Bak kız da gitti, niye gitti, kendimizi borçlu hissettiğimiz için ona yazdığımızı anladı çünkü.”

Üç sene önce çirkin kız duygusal bir muhasebeciyle evlendi. Ahmet de Samanlık yolunda öldü. Öndeki aracı yine geçmiş ama direksiyon hâkimiyetini kaybedince yol kenarındaki asırlık ağaçlardan birine toslamış.

Geçen yaz eski arkadaşlarla sahilde oturuyorduk. Ahmet’in annesi öldüğünde yalandan ağlayan arkadaşlar. “Kalkın gidelim,” dedim. “Ahmet’i öldüren ağacı keselim.” Bahçe malzemeleri satan bir arkadaştan elektrikli testere aldık. Mühendis bir arkadaş da, ağaç üstümüze ya da yola değil de kenara düşsün diye, hangi açıyla nereden nereye doğru kesmemiz gerektiğini gösterdi. Ama elektrikli testere sesine yakınlarda oturan insanlar uyandı. Meseleyi çaktılar. Jandarmayı aradıklarını söylediler, biz de kaçtık.

Ahmet’i öldüren ağaç hâlâ orada. Ahmet 130’la girdi, biz kenarından yonttuk, biraz yamuldu ama hâlâ inatla duruyor. Önünden her geçtiğimde buruk bir öfkeyle bakıyorum o ağaca. Ne zaman bir ölüm haberi alsam, ne zaman bir şeyleri düzeltmeye çalışırken daha beter etsem, ne zaman kendimi bok gibi hissetsem aklıma o ağaç geliyor. İyi çalım atan bütün çocuklar için, çirkin ve temiz kalpli bütün kızlar için, bir gün o ağacı indireceğiz.

"Anne" ... Yetmez mi?

Fotoğraf 27 Temmuz 2010'dan kalma.

Kayseri'de Futbol İl Temsilciliği'nce düzenlenen ‘Miniminikler Ligi'ndeki Demirspor'un ‘10' numaralı formasını giyen 9 yaşındaki Ebubekir Sain, maçın 27'nci dakikasında sakatlanıp, kendini çim zeminin üzerine attı.

Karşılaşmayı Sümer Stadı tribününden izleyen anne Fadime Hatun Sain ile büyük kızı Neslihan ve küçük kızı Betül Sain sahaya girdi. Anne Fadime Hatun Sain, “Oğluma kim tekme attı? Yazık değil mi ?” diyerek hakeme şikayet etti.

Karşılaşmayı yöneten kadın hakem Kadriye Yılmaz'ın yanına gelen öfkeli anne, “Hakem hanım oğluma kim faul yapıp, tekme attı? Böyle olur mu ?” diyerek itirazda bulundu. Minik futbolcu Ebubekir ayağa kalkınca, anne Fadime Hatun Sain ile kızları, görevlilerin uyarısıyla, geldikleri tribüne gönderildi. Karşılaşmayı öfkelenen annenin oğlunun yer aldığı Demirspor 5-1 kazandı. Yerel Spor Gazetesi ‘Tempo'nun foto muhabiri Semih Çakır'ın objektifine böyle yansıdı. Anneler Gününüz Kutlu Olsun !

7 Mayıs 2011 Cumartesi

6 Mayıs 2011 Cuma

ADS TV'deyiz...

| Süregelen mutluluklarımıza bir yenisi daha eklendi. Akdeniz TV bünyesinde ortak yayın yapan ADS TV'nin 7 Mayıs Cumartesi günü saat 13:30'daki konuğu İstanbul Tayfası mensuplarından Onur arkadaşımız olacak. İstanbul Tayfası ve İstanbul'da Demirsporlu olmak konularının işleneceği proğramın izlenebilmesi dileği ile.

İnternet üzerinden izleyebilmek için : www.akdeniztelevizyonu.com

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Gurur, Mutluluk ve Mayıs..

İstanbul'un metropolite ve göz önünde olan bir şehir olması İstanbul Tayfası olarak bize de yapmak istediklerimize olanak sağlıyor. Böylesine büyük bir şehirde, Türkiye'nin göz önünde renkler birbirine girmiş vaziyette, birbirleri ile sarmaş dolaş olmuş, birbirleri ile kardeşlik bağı ile bağlanmış ve ortak amaç doğrultusunda hareket etme kabiliyetleri doğmuş bir anda... Ve bu anda BİZİM ÇOCUKLAR da oradaydı... özlenen Mayıslar hep istenilen gibi olsun !Fotoğraflar : Leppermessiah